| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 04.11.2007 - 18:19
|
Okunma Sayısı : 898 |
Zekâtın
farz olması için; hem mükellefle, hem de malla ilgili, bazı şartların
tahakkuku gerekir. Şimdi bu şartların üzerinde duralım.
Bir
kimseye zekâtın farz olması için, o şahsın müslüman olması şarttır.
Kendisine zekât farz olduktan sonra irtidat eden bir kimseden zekâtın
farziyeti düşer. Darû'l Harb'te müslüman olan bir kâfir, müslüman
olduktan sonra orada senelerce yaşasa, sonra da çıkıp Darû'l İslam'a
gelse, bu kimseden "Ulû'lemr" zekât namına hiçbirşey almaz. Zira bu
kimse ulû'lemr'in velâyeti altında değildir. Ancak bu kimse; Darû'l
İslâm'a gelmeden önce zekâtın farz olduğunu biliyor idiyse, onun zekât
vermesi ile fetva verilir. Darû'l İslâm'da mûkim olan kimselerin durumu
bu kaidenin hilâfınadır. Zira bu kimselerin -velev ki zekâtın farz
olduğunu bilmeseler bile- zekât vermeleri farzdır. Esâsen Zahiri
Malların yani Gizlenmesi mümkün olmayan, açıktaki zekâtı; ulû'lemr
tarafından görevlendirilen "Amil" tarafından alınır.
Mülkiyetin
tam olabilmesi için hürriyet şarttır. Köle'ye, velev ki ticaret
yapabilmesi için izin verilmiş dâhi olsa, zekât farz değildir. Bir
İslâm beldesi, istilâya uğrarsa, orda ikamet eden müslümanlar, acil
ihtiyaçlarının dışındaki bütün imkânlarını cihad için sarfetmek
mecburiyetindedirler.
Bir
kimseye zekâtın farz olması için, o kimsenin akıllı ve bülûğa ermiş
olması şarttır. Çocuğun ve delinin zekât vermeleri farz değildir. Ancak
deliliğin bir sene boyunca (İnkitasız) devam etmesi şarttır. Nisab
miktarı mala sahib olan kimse, sene başında ve sonunda birkaç gün
sıhhat bulursa, zekât vermesi farz olur. Baygın olan kimseler,
baygınlık hali bir yıl dahi devam etse, zekâta muhatabtırlar. Zira
"Delilik" teklifi düşürür, ancak "Baygınlık" teklifi düşürmez.
Zekâtın
sebebi; nisab miktarı mala sahib olmaktır. Nisab miktarından az olan
mal için zekât farz olmaz. Nisab miktarı; zekâtta esas olan mallarda
birbirinden farklıdır. Bu husus üzerinde daha sonra duracağız.
Zekâtın
farz olmasının şartlarından birisi de; kişinin mala tam sahib
olmasıdır. El konulan ve sahibinin tasarruf hakkı gasbedilen mallar da;
zekâta tabi değildir. Tam malik olmak; malın kişinin elinin altında
bulunmasıdır. Malı bulunduğu halde, elinin altında olmazsa meselâ;
kadının kocasından olan mehri gibi veya mal elinde olduğu halde kişi
ona tam sahip olmazsa Mukâteb köle ve borçlu gibi zekât vermek farz
olmaz.
Malın;
havaici-i asliye'den yani aslî ihtiyaçlardan fazla olması ve nisaba
ulaşması yanında şarttır. İçinde oturulan eve, giyilen elbiseye, evin
zaruri eşyalarına, binek hayvanlarına, kullanılan silâhlara, aile
fertlerinin senelik yiyeceğine, altın ve gümüşten olmayan kap-kacağa
zekât gerekmez. Ayrıca inci, yâkut, zümrüt ve benzeri maddeler de, eğer
ticaret için kullanılmıyorsa, zekâta dahil değildir. Nafaka temini
için; sanatkâr kimselerin kullanmış olduğu aletlere ve ilim ehlinin
kitaplarına da zekât gerekmez.
Kullar
tarafından taleb edilen borçların hepsi zekâtın farz olmasına manidir.
Nezirler, keffâretler, fıtır sadakaları ve hacc gibi, kullar tarafından
istenilmeyen her borç, zekâtın farziyyetine mâni olmaz. Bir kimsenin
borcundan sonra, nisab miktarından fazla malı mevcudsa, ona zekât
vermek farz olur. Borç olan kısmı yok hükmündedir. Zira o kendisinin
değil, bir başkasınındır.
Zekâtın
farz olmasının şarlarından birisi de; malın nami yani üreyici, çoğalıcı
olmasıdır. Nemâ; ya doğma, doğurma, kazanma, kâr etme gibi "Hakiki"
olur veya bir kimsenin elinde durması Kendisinin veya vekilinin
sebebiyle artmaya elverişli olan mal gibi "Takdîri" olur. Hakiki nemâ
da, takdirî nemâ da, hılki ve fiilî olmak üzere ikişer kısma
ayrılırlar. Hılkî olanlar; altın ve gümüştür. Çünkü bunlar bizzat
intifâ için, yani havaici asliyeyi gidermek için elverişli değildirler.
Ticaret için niyyet edilsin veya edilmesin, "Altın ve Gümüşün" zekâtı
verilir. Fiili olanlar ise, altın ve gümüşün dışında kalanlardır.
Bunlarda nemâ; ticarete niyet etmekle olur. Bilindiği gibi ticarete
niyyet de, ya serahaten beyanla veya delâleten sabit hâle gelir.
Meselâ; ev yapmak için, bir arsa alan kimse ile arsa ticareti yapan
kimse arasında fark vardır. Bir malın zekâtının verilmesi için, o malın
sahibinin elinde bulunması ve malın artması veya temekkün etmesi yani
yığılması lâzımdır. Artması olmayan ve temekkünü bulunmayan mal için
zekât yoktur. Nitekim Dımar malı böyledir. Dımar malında zekât yoktur.
Mal-ı dımar: Aslında bir kimsenin malı olan ve onun milkine dahil
bulunduğu sırada elinden çıkıp bir daha geri dönmesi umulmayan mal
demektir. İnkâr edilen borç, gömülüp tekrar bulunamayan mal, ve
şahidleri, senetleri bulunmayan alacak vs. Bunlar hep dımar malıdır.
Zekâtın
farz olmasının şartlarından birisi de, malın üzerinden bir sene
geçmesidir. Zekâtta itibar kameri yıladır. Nisab senenin başında ve
sonunda tamam olursa, sene içerisinde noksanlanmış olması, zekâtı
düşürmez.
Bir
mükellefin; nisaba malik olduktan sonra, zekât vermekte acele etmesi
caizdir. Sebebleri mevcud olduğu için; geçmiş senelere ait zekâtları
vermekte acele etmek şarttır. Zekât "Fevri" olarak yani derhal ödenmek
üzere farzdır, tehiri caiz değildir. Zekâtını zamanında ödemeyen
kimsenin şahidliği kabul edilmez.
Son Güncelleme : 04.11.2007 - 18:19
|
|
|