| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 09.11.2007 - 02:24
|
Okunma Sayısı : 678 |
Şurası
muhakkaktır ki; "Zekât" ile "Vergi" arasında farklar vardır. Zekât;
Allahu Teala'nın koyduğu bir ibadettir. Hangi maldan, hangi süre
içerisinde, ne kadar ve kimlere verileceği beyan olunmuştur. Bu şer'i
hududlara hiç kimsenin tecavüz etmesi veya onu değiştirmesi mümkün
değildir. "Vergi" ise; insanların ihtiyaçlar sebebiyle, kendi
akıllarına göre tayin ettikleri ve ibadet olma özelliği bulunmayan
iktisâdî bir olaydır. Darû'l İslâm' da dahi; Beytülmal'de "Zekât"
bölümü, diğerlerinden ayrı mütalâa edilir. Zira masraf yerleri
birbirinden farklıdır.
Ölüm
tehlikesi olmadığı süre içerisinde, mü'min için kendisini zelil etmek
yoktur. Ancak ölüm tehlikesi anında, bu tehlikeyi hangi yolla defetmek
mümkün olursa, o vâcibtir. Bir İslâm beldesi istilâya uğrarsa;
mü'minler malları ve canlarıyla cihad ederler. "Esâret" hayatı
başlarsa, kendi içlerinden seçtikleri emir, müstevlilerle olan
ilişkilerde maslahat tayin edebilir. Dolayısıyla mü'minlerin; müstevli
kâfirlere karşı sevgi ve muhabbet beslemeleri düşünülemez. Onlara gönül
rızasıyla vergi de ödemezler.
Darû'l
İslâm'da zalim bir yönetimin koyduğu Haksız yere alınan vergiyi ve
zulmü kendisinden defetmek evlâdır. Bundan yalnız zaruret müstesnadır.
Şayet zâlim ne sûrette olursa olsun, o malı alacaksa, kendi payına
düşeni vermekten aciz olan kimse, verdiğinden dolayı günahkâr olmaz.
Kâdir olan kimse bunun gibi değildir. O, alması haram olan şeyi
vermekle, zulme kendi arzusuyla yardımcı olmuş olur.
Adil
veya câir bir imamın yönetimi altında olmayan beldelerde, mü'minler
küfür ahkâmına muhatab oldukları için "Esir" hükmündedirler. Küfür
ahkâmı ile hükmeden yönetimlerin memurlarına; zekât ve öşürlerini
kat'iyyen veremezler. Verseler de sahih olmaz. Esâsen o beldelerdeki
müslümanlar, acil ihtiyaçlarının dışındaki bütün varlıklarını, cihad
için harcamak mecburiyetindedirler.
Son Güncelleme : 09.11.2007 - 02:24
|
|
|