|
Zina; Mükellef olan bir erkeğin; cinsi münasebette bulunma hakkı ve şüphesi olmayan, kendisine cinsi meyil duyulabilen bir kadınla, arzu ve rızasıyla önden (fercinden) cinsi temasta bulunmasıdır. Bu haddi icab ettiren "zina"nın tarifidir. El, göz, kalb ve diğer organların da zinası vardır. Ancak bunlar "had" cezasını gerektirmez. Fiilin "Darû'l İslâm'da işlenmesi de had şartlarındandır. İslâm dini; hem zinayı hem de zinaya vesile olabilecek davranışları yasaklamıştır. Şer'i hududları aşarak; zina eden "erkek" ve "kadın" hadd cezasına çarptırılır. Bekâr olan erkek ve kadının; zina etmesi halinde 100 değnek (celde) cezasına çarptırılırlar. Hür bir kimse, sahih bir nikâhla evlenir ve karısıyla normal yolla cinsi ilişkide bulunursa, o muhsan olur. Eğer böyle bir karı ve koca zina ederse, recm olunurlar. Zina; beyyine ve ikrarla (itirafla) sabit olur. Beyyine; Kadı (Şer'i şerifle hükmeden hakim) huzurunda erkeğin veya kadının zina ettiğine dair, adil dört şahidin beyanıdır. Hakim bu şahidlere, "Zina nedir, mahiyetini izah ediniz?" sualini sorar, daha sonra (eğer şer'i şerife uygun tarif yapabilirlerse) zina eden kimsenin; "Nerede, ne zaman ve kiminle zina ettiğini" izah etmelerini talep eder. Şahidler bunları açıkladıktan sonra: "Biz zaninin şu kadına sürmedanda sürme milinin durduğu gibi (yani zekerini fercinin içinde) "zina" ettiğini, dördümüz de gördük" derlerse, şahidler hakkında gizli ve açık tahkikata başlar. Adil oldukları sabit olursa, hüküm verir. En ufak bir şüphe halinde ise; ceza terk edilir. Zina ile ilgili şehadetin hükümleri oldukça sarihtir. Şartları çok ağır olduğu için sübûtu enderdir. İkrar; akil, baliğ olan bir kimsenin, şer'i şerifle hükmeden kadı (hakim) huzurunda, zina ettiğini itiraf etmesidir. Bu ikrar dört defa yapılır. Kadı (hakim) her seferinde: "Sen bu işi yapmamışsındır, öpmüş veya okşamışsındır" veya "Git buradan sen deli misin?" diye reddeder. Eğer mükellef; bütün bu ikazlara rağmen dört defa zina ettiğini ikrar ederse hakim; "zinanın mahiyetini, nerede ve kiminle zina ettiğini" sorar. Bunları açıklattırdıktan sonra Hadd cezasına hükmeder. Zinası ikrarla sabit olan kimse; hadd-i zina tatbik edilmeden önce veya tatbik sırasında: "Ben zina yapmadım" diyerek rücû edebilir. Bu durumda had cezası düşer. Zina ettikleri sabit olan; köle ve cariyelerin cezası, elli değnektir. Haddin tatbik edilebilmesi için; suçun bütün unsurlarıyla tam olarak ve mükellefin rızasıyla gerçekleşmiş olması şarttır. İkrah altında gerçekleşen zina fiilinde; hadd cezası tatbik edilmez. Ayrıca gerek fiilde, gerek mahalde herhangi bir şüphe bulunmamalıdır. Şüphe; gerçekte sabit olmadığı halde, sabite benzeyen bir durumdur. Fiilde şüphe; delil olmayanı delil zannetmektir. Mahalde şüpheye "hüküm şüphesi" de denir. Fiilin kendisine haramlığını kaldıran bir delil bulmasıyla gerçekleşir. Hadd cezalarında; (ister mahalde, ister fiilde olsun) her türlü şüphe sanığın lehinedir. Hadd-i Zina'nın rüknü; velâyet hakkı bulunan kimsenin (Ulû'lemr veya kadının) celde (değnek) veya recmi uygulamasıdır. Recmin tatbik edilebilmesi için bulunması şer'an lazım olan bazı vasıfları bu şahısta toplanmasına "ihsan" denilir. İhsanın şartları yedidir. Bunlar: 1. Hür olmak, 2. Akıllı olmak, 3. Erginlik çağında bulunmak, 4. Müslüman olmak, 5. Sahih nikâhla evlenmiş olmak, 6. Zevcesinde de bu vasıfların bulunması, 7. Bu vasıflar toplandıktan sonra, aralarında cinsi yakınlığın (cimanın) bulunmuş olması. Bekâr olduğu halde zina eden hür erkek ve kadına; herhangi bir uzvunun telef olmamasına riayet edilerek 100 değnek vurulur. Başına, yüzüne ve cinsiyet organlarına vurulmaz. Avret yerlerini örten elbiseler bırakılır, diğerleri çıkarılır. Erkek zani'ye had; ayakta iken tatbik edilir, kadına ise oturduğu yerde uygulanır. Haddi tatbik eden kimse, sopayı fazla kaldırmaz, orta halli bir vuruşla tatbik eder. Bu sırada bir cemaatin bulunması ve teşhir esastır. Hasta olan zaniye, iyileşinceye kadar had cezası tatbik edilmez, sıhhat bulması beklenir. Evli olduğu halde zina eden ve şer'i şerifle hükmeden hakim (kadı) tarafından recm cezasına çarptırılan kadın ve erkeğin cezası infaz edilirken bazı hususlara riayet vaciptir. Eğer zinanın sabit olması şahitler vasıtasıyla gerçekleşmişse, önce dört şahid taşlamaya başlar, daha sonra Kadı, daha sonra da cemaat. Dört şahidden birisi taşlamaktan çekinirse had düşer. Eğer zina, mükellefin ikrarı (itirafı) ile sabit olmuşsa, önce kadı (hakim) taşlar, daha sonra cemaat. Taşlama sırasında ikrarından (itirafından) rücû eder veya kaçarsa bırakılır. Hastalık recm cezasının tatbikine mani değildir. Ancak recm edilecek olan kadın hamile ise; had cezası tehir edilir. Değnek (celde) cezasında da durum aynıdır. Doğumunu yapıncaya ve nifas hali bitinceye kadar "Hadd-i Zina" uygulanmaz. Çünkü karnındaki çocuğun hayatı muhteremdir, velev ki zina sebebiyle olsun. Babası belli olmayan zina mahsulü bir kimseye, diğer bir şahıs zina isnadında bulunsa, kendisine (isnadda bulunana) hadd cezası tatbik edilir. Zira o adam iffetlidir. Annesinin işlediği zina fiili, onun iffetini ortadan kaldırmaz. Veled-i zina olan bir şahsın; kadı önündeki şehadeti (şahidliği) muteberdir. Çünkü annesinin ve onunla zina eden babasının fiili, zina mahsulü olan çocuğun adaletine gölge düşüremez. "Hıdane" görevini yapacak kimse olmadığı zaman; çocuk sütten kesilinceye kadar recm cezası tatbik edilmez. Ancak çocuğa bakacak bir kimse bulunursa (süt emrizme ve ihtiyaçlarını karşılama noktasında) doğumu müteakip recm cezası infaz edilebilir. "İhsan" şartlarına haiz ve zina ettiği kat'i olarak (beyyine veya ikrarla) tesbit edilen mükellef "recm" edildikten sonra, cenazesi yıkanır, cenaze namazı kılınır ve defnedilir. Had cezalarının "hassas" olduğu malumdur. Dolayısıyla şahitlerde bazı vasıflar aranır. Şahitlerde "Ehliyet" (Şehadeti tehammül) şartları şunlardır: 1. Şahidin hadise sırasında akıllı olması gerekir, 2. Zina hadisesi sırasında âmâ (kör) olmaması şarttır, 3. Şahidin, hakkında şehadet edeceği zina hadisesini, zinaya taraf olan erkek ve kadını bizzat görmesi zaruridir. Görenden dinlemesi kat'iyyen sahih değilir. Ancak nikâh, neseb, ölüm vb. gibi hadiselerde, halktan duyma kâfidir. Bir kimsenin şahidliği "Edâ" edebilmesi için de bazı şartlara haiz olması gerekir. Bunlar: 1. Şahidin, şehadeti edâ esnasında akıl-baliğ olması şarttır. Küçük çocuğun (sabi'nin), Mâtuh'un, delinin şahitliği kabul edilmez. 2. Zabt sahibi olmalıdır. Yani iyi işitip anlayan, gördüğünü kat'iyyen unutmayan ve kavrama gücü olan kimse olmalıdır. Hadd-i Zina'da kat'i olmayan hiçbir şahitlik geçerli değildir. 3. Hür olması lazımdır. Zira had cezalarında köle ve cariyelerin şehadeti sözkonusu değildir. 4. Konuşur olması şarttır. Dilsizin şahidliği kabul edilmez. Ayrıca âmâ olmaması da esastır. 5. Şahidin adil olması da şarttır. "Adil olmak"tan murad; Allahu Teala'nın indirdiği hükümlere göre amel etmektir. Büyük günah işledikten sonra tevbe edenin veya küçük günahlarda ısrar edenin şehadeti, Kadı'nın (hakimin) tavrıyla ilgilidir. Eğer şahit; çevresince tezkiye edilmezse, had cezalarında sözü muteber olmaz. Zira şartları gerçekleşen şehadette söz; hakkı ispat manasınadır. Dört şahidden üçü adil, biri faasık olursa, had cezası tatbik edilemez. Çünkü "Hadd-i Zina" için zaruri olan şahid sayısı tamamlanmamıştır. 6. Şahit; şehadeti sebebiyle menfaat sağlamamalıdır. 7. Şahid; "Hadd-i Kazf" sebebiyle cezalandırılmış olmamalıdır. Şahidliğin geçerli olabilmesi için de belirli şartlar vardır. Bunlar: 1. Şehadet vazifesi; Kadı'nın (Şer'i şerifle hükmeden hakimin) huzurunda ve yargı meclisinde, topluca edâ edilmelidir. Had cezalarında tek tek şahitlik geçerli değildir. 2. Zina suçu için "Dört"; diğer hududlarda ve kısasta iki şahidin ittifak etmesi şarttır.(70) 3. Şahidler arasında "akaid" farklılaşması olmamalıdır. Mesela; zina ettiği veya şarap içtiği iddia edilen şahıs müslüman ise, şahidin de müslüman olması şarttır. Şahid "zimmi" olursa, sözü muteber kabul edilmez. 4. Şahitlik için, gecikme olmamalıdır. "Hadd-i Kazf" dışındaki suçlarda; şahidin gecikmesi, mürur-u zaman ve töhmetten hali değildir. Had cezaları ve bu hususla ilgili ilimler Kadı (şer'i şerifle hükmeden hakim) üzerine "Farz-ı Ayn"dır. Şehadet (Şahidlikle) ilgili ilimler ise; Darû'l İslâm'da bütün mü'minler üzerine vacibtir. Allahu Teala'nın indirdiği hükümlerle hükmetmeyen ve küfür ahkâmını icra eden mahkemelerde adalet sözkonusu olamayacağı için şahitlik yapmak caiz olmaz. Ancak ikrah (zorlama) hali yada bir müslümanın hakkının korunması veya ona zulmedilmemesi hususları müstesnadır. |
|
|
Bu kategori şuan boş |
|
|
|