| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 15.11.2007 - 03:28
|
Okunma Sayısı : 520 |
Biz
buna az evel kısace değinmiştik. Arazi mülkiyetinin tarih boyunca
değişikliğe uğramıştır. Hususî mülkiyet hakkı tanınmakla beraber
fethedilen arazinin mülkiyet bakımından âmme ile hususî şahıslar
arasında el değiştire geldiğini, arazi kimin mülkiyetinde olursa olsun
ya öşür, ya haraç, yahut da her ikisi adıyla bir verginin alındığını,
İslâm tarihinin hiçbir devrinde müslüman çiftçinin hem öşür hem de
haraçtan muaf tutulmadığı malumdur.
Günümüze
gelince, İslâm ülkelerinde, tarihteki mânâsıyla harâci -mirî arazinin
kalmamış bulunduğunu görüyoruz. Ulema o zamanda Mısır ve Şam arazisinin
harâci olmaktan çıktığını, beytülmâle intikal ettiğini, bu araziyi
hukukî bir şekilde satın alan müslümanların haraç değil, öşür
vereceklerini ifade etmiştir.
Devlet
mülkü olan harâci ve mîrî araziyi tasarruf edenler satamaz, başkaları
satın alamaz, mutasarrıfın vefatı halinde feraiz esaslarına göre
vârislere intikal etmez; hâsılı tam mülkiyetin ahkâmı bu sahada
yürümezdi. Bugün ise çiftçinin tapulu arazisi tam mülküdür ve
mülkiyetin bütün vasıflarını, hükümlerini haizdir.
Durum
böyle olunca müslüman çiftçi mülkü olan veya kiraladığı topraktan elde
ettiği mahsulün zekâtını vermekle mükelleftir. Topraklar mülk haline
geldiği için yalnız öşür verecektir.
Son Güncelleme : 15.11.2007 - 03:29
|