| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 15.11.2007 - 03:21
|
Okunma Sayısı : 721 |
Öşür Onda bir demektir. Öşür, zirai mahsullerin ve meyvaların zekâtıdır ve kat'iyyen terkedilmeyecek bir ibâdettir. İmam
Ebû Hanife'ye göre zirâî mahsulde nisâb şart değildir; çıkan ne kadar
olursa olsun, onda veya yirmide biri zekât olarak verilir. Ben derim
ki: "Beş veskten az olanda sadaka (zekât) yoktur" hadîsi gereğince
zirâî mahsullerin nisâbı beş vesktir; daha az olanı zekâttan muaftır.
Herhangi
bir topraktan; zirai faaliyetler sonucunda elde edilen mahsûlden ya
"Öşür" alınır veya "Haraç" taleb edilir. Bir müslümanın arazisinde öşür
ve haraç birleştirilmez. Öşür toprak sahibinin müslüman olmasına, haraç
ise gayr-i müslim (zimmi) olmasına dayanır. Bu bakımdan, toprak
sahibinin aynı anda hem müslüman, hem de gayr-i müslim olması imkansız
olduğu için, her ikisi birleşemez. Bu mümkün değildir.
Öşür'ün vücûbunun şartı ikidir:
Birincisi: Ehliyet sahibi olmak (yani müslüman olmak) bu şartta herhangi bir ihtilaf yoktur.
İkincisi: Öşrün farz olduğunu bilmek.
Akıl
ve bülûğ öşrün vücûbunun şartlarından değildir. Hatta öşür çocukların
ve delilerin topraklarından da alınır. Zira o arazide de rızık olma
manası vardır. Bu sebebledir ki öşürü Ulû'lemr'in cebren (zorla) alması
caizdir. Bu şekilde alınırsa öşür borcu sakıt olur, fakat mükellef
sevab alamaz. Keza üzerinde öşür borcu mevcud iken ölen kimsenin
terekesinden bu borç alınır.
Topraktan
çıkan az veya çok her şeyde öşür vardır. İster yağmur ve akarsu ile
sulansın, ister başka yolla sulansın durum değişmez. Ancak odun, kamış
ve kuru ot öşüre tâbi değildir. Yağmur suyu veya dere suyu ile
(külfetsiz olarak) sulanan topraklarda, nisab şartı aranmaksızın öşür
vacip olur.
Toprağın
öşürünü vaktinden önce vermek caiz değildir. Çünkü olgunlaşmadan önce
herhangi bir afete uğrarsa, öşür sakıt olur. Ulû'lemr'in öşür almaya
hak kazanmasının zamanı, mahsulün çıkıp olgunlaştığı ve meyvelerin
yetiştiği zamandır.
Eğer
bir toprak, hem akarsu, hem de dolap suyu ile sulanıyorsa, muteber olan
senenin çoğundaki durumdur. Nitekim Saime hayvanların durumunda da
böyledir. Eğer senenin çoğunda külfetle sulanıyorsa yarım öşür alınır.
Öşürü
verilmesi gereken mahsûlden, öşürü verilinceye kadar yenilemez. Ancak
öşür miktarı ayrıldıktan sonra yemek helâl olur. Ziraatle meşgul olan
mü'minler; bu konuda, çok hassas olmak zorundadırlar.
Vesk
bir tartı değil, ölçü birimidir ve 300 sâ'a tekâbül etmektedir. Bir sâ'
8 rıtıldır. Buna göre 5 vesk: 300x2.176=652.8 kg.'dır. Bu nisab
ölçülerek mübâdele edilen zirâî mahsüllere aittir.
Bağ,
denk, balya, demet gibi değişik şekil ve hesaplarla devredilen
mahsullerin nisabı için ölçülenlerin en aşağı değerde olanına eşit
değere ulaşan miktar, görüşleri ile sürülmüştür. Buna göre bir ülkede
ölçülen en ucuz zirâî mahsul arpa ise bunun 653 kg'nin para olarak
değerine ulaşan meselâ pamuk da zekâta tâbi olacaktır.
Mahsulün
ve bilhassa hurma ve üzüm gibi hasattan önce tüketilmeye başlanan
mahsullerin yetkililerce tahmin edilerek zekât vergisinin tesbit
edilebilinir, bu takdirde müstahsil lehine müsâmahalı davranılması ve
1/3 miktarının vergi dışı bırakılması gerekir.
Masraflı
ve külfetli sulama dışında zekât nisbetine tesir eden bir âmil
bulunmamakla beraber yapılan diğer istihsal masrafları işçilik, ilâç,
gübre, tohum, kirâ, vergi gibi masraflar ve geçim masrafları -borç
olsun ödenmiş olsun- matrahtan düşülemez. Daha ziyâde öşür diye bilinen
"zirâî mahsuller zekâtı"nın, arâzinin müslüman şahsın mülkü olup
olmamasına bağlı değişkenliği -zamanımızda harâcî, mîrî nevinden arâzi
kalmadığı için- tesirini kaybetmiş sayılabilir, bugün şahısların tapulu
arâzileri hususî mülkleridir ve öşre tâbidir.
Son Güncelleme : 15.11.2007 - 03:24
|